|
Atatürk’ ün Bergama’ ya Gelişi 13 NİSAN 1934 Nisan 1934' te Atatürk, İzmir ve
yöresini kapsayan l haftalık geziye çıkmıştır. Bu nedenle 9 Nisanda İzmir'e
gelmiş, önce Selçuk ve Kuşadası’nı gezmiş, daha sonra da Bergama, Dikili,
Ayvalık, Edremit üzerinden Çanakkale'yi ziyaret etmeyi planlamıştı.

Gezinin
Amacı: 1- İtalya'da faşizm düzeni kuran Benito Mussolini, saldırgan bir
tavır takınmış, Akdeniz’i bir Roma gölü yapacağını söyleyerek bizi de içine alan
tehdit oluşturmaya başlamış ve böylece II.Dünya Savaşının ilk kıvılcımlarını
yaymıştır. Atatürk daha 1934 yılında ikinci genel savaşın belirtilerini sezmiş
ve bunu konuşmalarında açık açık vurgulamıştır. Oysa "yurtta barış, dünyada
barış" diyebilen tek devlet adamıdır. Hatta bu doğrultuda 9 Şubat 1934'te Balkan
Antantı imzalanması için Yunanistan,Yugoslavya ve Romanya ile anlaşmıştır. Bu
güvenlik ve işbirliği antlaşmasının amacı İtalya’nın saldırganlığıdır. Fakat
barışçı amaçlı, savunma işbirlikçi, güvenlik kuşağı oluşturucu niteliktedir.
Birlikte imzalanması da caydırıcı özellik yansıtmaktadır. Şimdi bu nedenle
Atatürk, Ege sahillerini gezmekte, yer yer askeri denetimler yapmakta ve böylece
Türk ulusunun pasifize görülmemesini, kararlı, dirençli, inançlı, güçlü ve
birlik içinde dinamizmini gören gözlere bir kez daha göstermek istemektedir. 2-
Bu gezinin başka bir amacı da Atatürk'ün halkıyla kucaklaşması, ülkenin durumunu
ve yaptığı devrimlerin yerleşme oranını izlemekle ilgilidir. 36 Osmanlı
padişahından sadece II.Mahmut yurt gezisine çakmış ve halkını, ülkesini tanımak
gereğini duymuştur. Atatürk ise ulusal egemenliği yani halk idaresini kurduğu
için halka gitmek, mesaj almak ve vermek durumundaydı. Halkın isteklerini,
beklentilerini topluyordu ama daha da ötesi nelere layık olduğu hesabını
yapıyor, çağ değiştiren yenilikleri benimsetmeye, düzeylerini yükseltmeye
çabalıyordu. Kısacası bu soylu ve fakat yoksul ulus, ezilmiş ve istemlerini bile
dile getirmekten aciz bırakılmış halk uyandırılmalı, uyuşukluktan kurtulmalı,
kadercilikten sıyrılmalı, cahillikten arınmalı, üretken ve mutlu olmalıydı.
Zincirleme devrim halkaları acaba algılanıyor mu, aksıyor mu, aksatılıyor mu,
savsaklanıyor mu? gözlemek istiyordu. Koca Gazi, Trablusgarp, Çanakkale, Kafkas,
Filistin savaşlarının önderi, Kurtuluş Savaşının lideri, Cumhuriyetin kurucusu,
karizmatik adam, efsane kişi işte Bergama'ya geliyordu. İki ay önce Bergama' da
Halkevi açılmıştı. Halkevleri, Kemalizm’in odak noktalarıydı. Atatürk, bu kurumu
kutsayacak, gönüllere ateş koyup gidecekti. Bergama çok krallar görmüştü ama,
ilk kez bir cumhurbaşkanı ile karşılaşacaktı. Bergama'da 1933'te ortaokul
açılmıştı ve müze açılması düşünülüyordu. Bunlarla bile Atatürk ilgileniyordu.
Her yerde olduğu gibi Bergama' da kabuk değiştiriyordu.
Bergama’ ya
Girişi: İzmir Garajı ötesinde halk toplanmış bekliyordu. Atatürk, üstü
açık bir araba ile saat 11.00 sıralarında geldi. Yanında Kurtuluş Savaşında
süvari komutanı olan General Fahrettin Altay, Ordu müfettişi İzzettin Paşa,
İzmir Valisi Kazım (Dirik) Paşa ve İzmir CHP İl Başkanı Hacim Muhittin (Çarıklı)
bulunuyordu. Bergama Lisesinin (şimdi Anadolu Öğretmen Lisesi) o zaman ana bina
ortaokul olarak hizmete açılmıştı, önünden Stadyumun olduğu taraflar bomboştu,
tarlalar, bağlar vardı. Yol boyu, tepeler, bayırlar insan kalabalığından
geçilmiyordu. Atatürk gelince coşku artıyor, dalgalanma oluyor, fakat hayranlık
ve meraktan ötürü sessizlik artıyor, öylece seyrediyorlardı. Atatürk, eski İzmir
garajının yakınında askeri kuvvetlerin bulunduğu eğitim alanına gitti. Burada
Atatürk’ü askeri törenle karşıladılar.

Askeri Denetim Yaptı:
Eğitim alanında piyade, süvari ve topçu kuvvetleri tam donanımlı ve sefere hazır
durumdaydı. Atatürk aralarında gezindi, denetledi ve bazı sorular sordu.
Denetleme bittikten sonra, askerin durum ve tutumunu değerlendirdi. Bazı küçük
dereceli subayları onurlandırdı, bazılarının adlarını aldı.
Askeri Tatbikat
Yaptırdı : Denetim bittikten sonra Atatürk oradaki bir taşın üstüne çıkıp
(Anadolu lisesi bahçesindeki Atatürk anıtının
altlığı) asker ve subaylara şöyle komut verdi: "Karşı tepenin ardında
(Dikili Sultan Bayırını göstermiştir) düşman olduğu haberi gelmiştir. Herkes
görev başına, düşman yok edilecektir". Bu komut üzerine ortalık toz dumana
karıştı, top başı yapıldı, yürüyüş kolları ve atlılar harekete geçtiler. Askerin
durum alışını beğenen Atatürk, sonucu daha sonra öğrenmek üzere alandan ayrıldı.
Son derece memnundu.

Halkla Birlikte
İleri: Atatürk, arabasına binip, şimdi yıkılan Cumhuriyet Alanındaki
Halkevine gelebilirdi. Fakat bunu yapmadı. Halkın arasına karışmak istiyor,
onlarla göz göze gelmek, selamlaşmak, yol boyu konuşmak amacını güdüyordu.
İlerledikçe park ve müzenin olduğu yamaçlarda gençler, kadınlar, öğrenciler
büyük bir merakla onu izliyorlardı. Atatürk, önlerinden geçtikten sonra da
peşine takılıyor, onu izliyorlardı. Hükümet binasının önünden, meydana
vardığında kalabalık arttı. Orta boylu bir insan olmasına karşın, yanındaki iri
ve uzun paşalardan daha çok dikkati çekiyordu. Çok etkileyiciydi, ilk anda o
göze çarpıyordu. Üzerinde gri golf giysiler, elinde bir bastonla ilginç bir
görünüm veriyordu.

Atatürk Kızıyor
: Yol boyunca ve karşılama sırasında erkekler, gençler, öğrenciler ve
başı açık kadınlar, güzel giyimli kızlar dikkat çekmektedirler. Ancak Halkevine
yaklaşırken ve hatta Asklepion’ a gidilirken asıl kalabalıktan ayrı, sokak
başlarında kümelenmiş kadınlar Atatürk'ün gözünden kaçmadı. Bu kadınlar
çarşaflı, peçeli görünümdeydi. Elbette Atatürk'ü görmeye gelmişlerdi, fakat
bekçiler engellemek istiyorlardı. Çünkü bu kıyafetleri ile Atatürk’ün
görmesinden çekiniyorlardı. Parti yöneticileri böyle önlem aldırmış, gözden ırak
tutulmalarını düşünmüşlerdi. Ne var ki Atatürk onları gördü, hem de kadınların
itelenip kovalanmak istendiğini fark etti. Kızgınlıkla yanındakilere dönerek:
“Halkımı benden uzak tutmayın, niçin böyle davranıyorlar" diye sordu, güvenlik
için diye uydurma yanıtlar alınca, kıyafet devrimine uymadıkları söylenmeyince,
Atatürk gibi birisi derhal anladı ve -halkın bunda kusuru yok, yetkililer
görevini ihmal etmiş- diye sert biçimde çıkıştı. Oysa Atatürk, yurt gezilerine
yanında Afet İnan gibi öğretim üyeleri ile çıkarak halka mesaj veriyordu.
Zorlamadan, kanun emri yapmadan özendirmek istiyordu. Ona bir yabancı gazeteci
sormuştu: -Kadınların yasa, buyruk, baskı olmaksızın yüzlerini açmaları nasıl
başarılmıştır? diye ve Atatürk espri, zeka, yöntem dolu şu yanıtı vermişti:
-Evet, hiçbir zorlama, kanun yaptırımı uygulamadık. Biz sadece güzel bayanlar
yüzlerini açabilirler dedik, hepsi açtı, demiştir.

Halkevinde Öğle
Yemeği: Halkevine giren Atatürk, elini yüzünü yıkayıp, biraz dinlendikten
sonra Konferans salonunda bir masaya oturdu. Konuklar ve Bergamalılar çepeçevre
masalara dizildiler. Etli güveç, pilav ve yoğurt getirdiler. Atatürk özellikle
yoğurdu çok beğendi ve bir tabak daha isterken "-İşte Türkün halis gıdası, bizim
halkımızın sağlıklı, zeki ve çevik olmasında bu ata gıdasının yeri büyüktür"
diyordu.

Gençlerle
Söyleşi: Halkevine, Atatürk’ ün yanına girenler, önceden partiden yaka
kartı alabilmiş kimselerdi. Bu kişiler, Atatürk’ ü yakından görebilen, O’ nunla
konuşabilen ve O' na hizmet edebilen mutlu kişiler olmuşlardı. İşte bu mutluluğu
tatmış bilge kişilerden biri de Mustafa Boyacı' dır. O zamanlar 18 yaşında olan
Mustafa Boyacı izlenimlerini şöyle anlatıyor : "Bir ara Atatürk, parti
bayrağındaki altı ok’un anlamını sordu. Etrafındaki gençler arasında bulunan
Belediye Başkanı Nazif Bey'in oğlu Vehbi (Özçelik) atıldı: -Cumhuriyetçilik,
Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkılapçılık diye saydı ve ne
anlam taşıdıklarını söyleyince Atatürk çok memnun oldu. Bunun üzerine altı ok'un
en uzun olanı hangi ilkeyi gösterir diye daha ilginç bir soru sordu ve yine
Vehbi, laiklik diye hemen yanıtladı. Atatürk coşku içinde, laikliğin ne denli
önemlilik taşıdığını gençlere anlattı".

Atatürk
Asklepoion' da (Ayvazali) : Halkevinden ayrılırken, gençlerin bilgili ve
çalışkan olmalarını görmekten övünç duyduğunu söyleyip Asklepion' u ziyaret için
hareket edildi. Halk arasında Ayvazali denilen ilkçağ sağlık yurduna gidilirken
yine yol boyu kalabalıklarla karşılaşıldı. Atatürk, üstü açık arabadan halkı
selamlıyordu. Çarşaflı kadınlara müdahale edilmesini yine önledi. Atatürk'e
güvenlik sağlamak için kalabalığı gerilettiklerini söylediklerinde: "Benim
halktan çekincem yok, böyle davranmayın” dediği duyuldu. Antik yerleri gezerken
Osman Bayatlı ve Alman Arkeologlar açıklama yapıyorlardı. Eski Yunan ve Roma
uygarlığı üzerine hayranlık derecesine varan anlatımlar yapıldıkça Atatürk
sıkılmaya başladı ve bir ara: "Biraz daha kazarsanız, Türkün çarığı çıkar"
diyerek yabancı hayranlığı yerine, Türk kültürüne ağırlık vermek gerektiğini çok
güzel bir biçimde dile getirdi. Üstelik 1934 yılı, Türk Dil Kurumu’nun en etkili
olduğu yıllardı, öz-kültüre, Türkçe’ye ve yazımına yılların gölgelemesinden
sonra yoğun olarak döndüğümüz yılları yaşıyorduk. Herkesin Öz-Türkçe soyadı
aldığı 1934' teydik. Osman Bayatlı, Asklepion tiyatrosunda beraberindekiler ve
arkeologlarla bildiğimiz fotoğrafını çekti. Bu fotoğrafta Atatürk’ün yanında
Fahrettin Altay, Kazım Dirik, Hacim Muhittin Çarıklı, İzzettin Paşa, Alman
arkeologları Hanson, Deubner, Ziegenaus görülmektedir.

Atatürk’ ün
Ayrılışı : Atatürk gelecek diye tüm Bergama çarşı ve sokakları süslenmiş,
bayraklarla donatılmıştı. Ancak gezi programı yoğun olduğundan acele ediliyordu.
Asklepion dönüşü hala dağılmayan kalabalığa "Allahaısmarladık, Allahaısmarladık"
diye el sallayıp vedalaştı. Bergama’ dan ayrılan Atatürk-Dikili-Ayvalık yönünde
gezisini sürdürecekti.

İzlenimler ve
Yankılar : Atatürk’ümüzün Bergama’ya gelişleri, şehrimizde büyük izler
bırakmıştır. Ebedi Şefin sözleri, tutum ve davranışları dikkatle izlenmiş ve
bize vermek istediği mesaj ve uyarı incelikle algılanmıştır. Bu konuda ilk tavır
Bergama Halkevi’nde Mayıs 1934’te kadınların yaptıkları toplantı ile ortaya
çıkmıştır. Bu toplantıda bayanlar çarşaf ve peçe gibi Arap kölelerinin giydiği
çağdışı kıyafetlerden arınarak kılık-kıyafetlerine çeki-düzen vermişlerdir.
Böylece 13 Nisan’ı Türk kadınının sosyal hayatta yerini alması düşüncesi için
bir atılım günü kabul etmişler ve o gün Halkevinin önünde çarşaf ve peçeleri
yığarak ateşe vermek biçiminde kutlamaya başlamışlardır. Bayan Nezihe
başkanlığında, Şekibe İhsan, Sabriye Sabri, İsmet Abdülkadir, Müzeyyen Selim’den
oluşan bu kurula, Bergamalı kadınlar içtenlikle destek vermişlerdir. Atatürk'ün
cesaret ve coşku verdiği Halkevi yöneticileri de yoğun çalışmalara girmişler,
sosyal etkinliklerini arttırmışlardır. Atatürk’ ün Bergama'yı ziyaret ettiği yıl
Türk Dil Kurumu, dilde özleşme konusunda çok başarılı bir yörünge çizmiş, yine o
yıl soyadı yasası çıkmış ve tüm ulusun soyadları Türkçe sözcüklerden
oluşturulmuştur. Bu nedenle Bergama Halkevi, edebiyat, köycülük kolları Türkçe
tarama çalışmaları yapmışlar, bir çok terim, deyim, sözcük, atasözü ve deyişler
derlemişlerdir. İzmir Postası, Yeni Türk Dili ve Halkın Sesi gibi basın
organları bu konuda yazı yarışmaları açmışlardır. Bergama halkı, bu yarışmalara
büyük ilgi göstermiştir. Ayrıca Bergama Halkevi temsil kolunun 10 bayan ve 42
baydan oluşan ekibi “Çoban" ve "Özyurt" temsillerini hazırlamış, hatta Dikili ve
Akhisar'a kadar turnelere çıkmıştır. |